Bir itirafla başlamalıyım: Bugün geldiğim noktadan geriye baktığımda, özünde bir terminal programcısı olduğumu fark ediyorum. Üniversitede algoritma dersleri aldım, C++ öğrendim ve zihnimde matematiksel olarak tasarladığım her şeyi koda dökebilecek yetkinliğe ulaştım. Fibonacci serilerinden şifrelemeye, matris işlemlerinden sayısal analize kadar her şeyi, terminalin siyah ekranı üzerinde beyaz yazılarla çözüyordum. Ancak küçük bir sorunum vardı: Kullanıcıya ekranda basit bir buton bile göstermeyi bilmiyordum.

Bu yazıda, o karanlık terminal ekranından bugünkü web projelerime uzanan yolculuğumu, bu süreçte birlikte çalıştığım yapay zekâları ve “Vibe Hardcoder” kimliğimin nasıl şekillendiğini anlatmak istiyorum.

Terminal Günleri: C++, Python ve Kod Kısaltma Takıntısı

Her şey C++ ile başladı. Algoritma derslerinde öğrendiğim bu dil, matematiksel düşünce yapıma tam olarak uyuyordu: Katı kurallar, net bir söz dizimi ve her şeyin kontrol altında olması hissi...

Sonra kendi kendime Python öğrendim. İlk tepkim şuydu: "C++ ne kadar da hantalmış!" Python’da üç satırda yaptığım bir işi, C++’ta on beş satırda yazıyordum. O esneklik hissi bambaşkaydı.

Zamanla beni farklı bir şey sardı: Kodu kısaltmak. Önce C++ kodlarımı mümkün olan en kısa hâle getirmeye çalıştım. Sonra Python’da sözlükler, liste üreteçleri ve lambda fonksiyonları ile code golf dünyasına girdim. Bir satıra ne kadar çok şey sığdırabileceğimi test etmek, matematiğin optimizasyon ruhuyla kusursuz bir uyum içindeydi.

O dönem kodla aramda farklı bir bağ oluştu. Mesele artık sadece çalışması değildi; en kısa ve en zarif hâliyle çalışmasıydı.

İlk Hayal Kırıklığı: “Bununla Kod Yazılmaz”

Yapay zekâ furyası ilk başladığında ben de herkes gibi heyecanlandım. ChatGPT’nin karşısına geçip 150 satırlık bir kodu düzeltmesini istedim. Uzun uğraşlar sonucu bir şeyler üretti… ama sonuç felaketti.

"Bu araçla ciddi kod yazılmaz." dedim ve sekmeyi kapattım.

O dönem yapay zekâ benim için sadece güzel bir oyuncaktı.

Ta ki Claude ile tanışana kadar.

“En İyi Kod Yazan Yapay Zekâyı Buldum”

Claude’a Türkiye’den doğrudan erişim yoktu. Poe üzerinden bağlandım. İlk ciddi teknik sohbetimizde şunu fark ettim: Bu araç kodu sadece yazmıyor, aynı zamanda anlıyordu.

Neden o mimariyi önerdiğini açıklıyor, alternatifler sunuyordu. Analitik düşünce yapıma doğrudan hitap ediyordu.

O gün kendime şunu söyledim: "Ben en iyi kod yazan yapay zekâyı buldum."

Ve yanılmamıştım.

Token Bitti, Süre Doldu

Ama bir sorun vardı: limitler. Token bitiyor, süre doluyor ve beklemek zorunda kalıyordum. Tam akışın ortasında durmak zorunda kalmak inanılmaz sinir bozucuydu.

Boş duramazdım. Claude dinlenirken benim çalışmam gerekiyordu.

Alternatif olarak Bard’ı denedim… Berbattı. Kod yazıyordu ama ne yaptığını bilmiyordu. Claude’un zarafetini gördükten sonra tahammül etmek imkânsızdı.

Sonra Gemini geldi.

Önyargıyla yaklaştım ama şok oldum. Hızlıydı, tutarlıydı ve özellikle bazı görevlerde kusursuzdu. O gün şunu dedim:

"İkinci elimi de buldum."

Ve o noktada tek bir yapay zekâdan çok, bir sistem kurduğumu fark ettim.

Terminalden Web’e

Mart ayında, Claude ile birlikte bugünkü web sitemi sıfırdan geliştirdik. Hazır tema yoktu. WordPress yoktu. Her şey sıfırdan yazıldı.

Siyah terminal ekranına alışkın olan ben, ilk defa routing, session yönetimi ve veritabanı optimizasyonu gibi kavramlarla gerçek anlamda yüzleştim.

Eksik olan tek şey web paradigmasıydı. Ve Claude tam olarak o boşluğu doldurdu.

Bana kurs önermedi. İhtiyacım olan şeyi tam ihtiyacım olduğu anda verdi.

Sonra işler büyüdü.

CheckMate doğdu.

Takım Kuruldu

Zamanla bu süreç doğal bir iş bölümüne dönüştü. Claude ile mimari kuruyorum. Gemini arka planda çalışıyor.

Bir gün Claude API erişimi kesildi. Panikledim. Sisteme girdim… Her şey çalışıyordu.

Çünkü Gemini yükü taşıyordu.

O an şunu anladım: Bu artık bir araç değil, bir sistemdi.

mod_security ve Gerçek Dünya

En çok şey öğrendiğim anlar, her şeyin bozulduğu anlardı.

mod_security yüzünden “SELECT” kelimesi bile engelleniyordu. Çözüm: Base64.

Harika bir fikirdi… ta ki kendi panelimde şifreli metinleri görünceye kadar.

"Hacklendik mi?"

Hayır.

Sadece kendi kodumdan korkmuştum.

Yapay Zekâ Ne Tanrı Ne de Şeytan

Bu süreçte şunu net gördüm: Yapay zekâ bir araçtır.

Tek başına hiçbir şey yapmaz. Ama doğru kullanıldığında sınırları genişletir.

CheckMate bunun en net örneği.

Kod Güzel mi? Hayır.

Ama çalışıyor.

Ve bazen bu yeterlidir.

Gelecek

Geriye baktığımda şunu görüyorum:

Terminalde kod kısaltmaya çalışan biri… Bugün sistemler kuruyor.

Ve öğrendiğim en önemli şey şu:

Büyük problemler, küçük parçalara ayrılarak çözülür.

Geri kalanını… AI hallediyor.

Sonuçta ben terminalden gelen bir matematikçiyim.

Sadece artık biraz da… Vibe Hardcoder’ım.