Tekrar merhabalar! Üst üste iki yazı görünce "Allah Allah, Ahd ne yapıyor, ne çabuk yazdı?" diyeceksiniz belki. Yazıları stoklayıp "Mart yazısı" diye sırası geldiğinde yayınlamak kârlı bir strateji olabilirdi ama o zaman da kitap bölümü gibi hissettirecekti. O yüzden, içimden geldiği gibi, sıcağı sıcağına paylaşmak istedim.
Madem bir önceki yazımızda insanın, daha doğrusu kendi çelişkilerimin doğasından bahsettik; bu yazımız da en temel çelişkilerimizden biri üzerine olsun. Şimdiye kadar pek üzerine düşünmediğim ama bir anda zihnimde beliren bir şey fark ettim: İnsanlar "masumiyet" ve "saflık" kavramları konusunda, farkında bile olmadıkları devasa bir çelişkinin içindeler.
Çoğu insan geçmişteki kendi saflığından, o her şeye inanan masum hâlinden utanç duyar. O günleri düşündükçe pişmanlık hisseder, hatta o bilgisizliğine sinirlenir. Fakat aynı insan, içten içe "Hiçbir şey bilmediğim o günlerde daha mutluydum, o masum hâlim çok daha iyiydi" diyerek kaybettiği o huzuru derin bir şekilde özler.
Bunu çocuklara baktığımızda da çok net görüyoruz. Onların o saf hâllerine, umutlarının yüksekliğine baktığımda bir yanım onlara inanılmaz imreniyor. Diğer yanım ise o umutların dünyada nasıl çakılacağını, nasıl hayal kırıklığına uğrayacaklarını bildiği için "Bu kadar habersiz ve aptal olmaları iğrenç" diyor. Hem imreniyor hem de acıyorum.
İlişkilerimizde de durum farksız aslında. Herkes birbirine "Çekingen olma, utanma, cesur ol" gibi özgüven aşılayan sözler söyler. Ama karşımızdaki insanın bir anlık çekingenliği, utanması içimizi ısıtır. Neden? Çünkü utanabilen bir insanın iyi olduğunu biliriz. O saflık, aslında karşımızdakine duyduğumuz güvenin temelini atar.
Belki de bu kavramlarla olan çelişkili ilişkimiz şundan kaynaklanıyor: Bize yapılan haksızlıkların, yediğimiz darbelerin bizi geliştirdiğini çok iyi biliyoruz. Ama o gelişimi sağlarken neyi kaybettiğimizin, o saf iyiliğin elimizden nasıl kayıp gittiğinin de farkındayız ve en derinde bunun için üzülüyoruz.
Dışarıdan bakınca insanın doğasında sayısız çelişki var ve bu bizi çok hatalı, bozuk bir yapı gibi gösteriyor. Ama işin sırrı da bu karmaşada gizli. Bu bozuk yapımıza rağmen, iyisiyle kötüsüyle evrene uyum sağlamak yerine evreni kendine uydurmaya çalışan, evrendeki konumunu kabullenmek yerine kendini merkeze koyan o tuhaf yapımızla diğer tüm varlıklardan ayrışıyoruz.
Çelişkiler konusunda yapacak bir şey yok. Günün sonunda sormamız gereken asıl soru şu: Karar verdiğimizi, bir şeyi gerçekten istediğimizi sanırken; acaba o kararları gerçekten biz mi veriyoruz? Yoksa bu içsel çelişkilerin anlık etkisiyle atılan zarların sonuçlarını mı yaşıyoruz?
Bunu bir düşünelim bakalım.
Mart ayındaki yazımıza kadar sağlıklı kalın, hoşça kalın.
Yorumlar
0Sohbete katılın
Yorum yapmak için lütfen giriş yapın veya kayıt olun.