Beklenmedik Bir Geri Dönüş ve Yeniden Bulunan Anlam

Herkese tekrardan merhabalar. Bu sefer uzun bir ara olmadan döndüm ama bu planladığım bir şey değildi; bugünün getirdiği hislerdendi. Doktora derslerime başladıktan sonra, uzun bir aranın ardından ilk kez yüz yüze ders anlatma fırsatı buldum. Bu deneyim, unuttuğumu sandığım bazı duyguları yeniden yüzeye çıkardı.

Öğretmenin Yeniden Keşfedilen Hazzı

Fark ettim ki son zamanlarda hissettiğim zihinsel uyuşukluk ve sıkılma hissi, hevesimin tükenmesinden kaynaklanmıyormuş. Asıl sebep, "Ne için ve kim için çabalıyorum?" sorusuna bir cevap bulamamammış. Bugün, soru çözerken gözlerindeki heyecanla beni dinlemek için yanıma gelen öğrencileri görmek, bu sorunun cevabını bana yeniden hatırlattı. Bu bir ego tatmini değildi; bu, hayalini kurarak çalıştığım zamanların görmek istediğim somut bir sonucuydu. İlgili insanlar oldukça, öğrenmek de öğretmek de harika hissettiriyor. Çözdüğüm bir sorunun ardından gelen "Şimdi anladım!" bakışındaki o aydınlanma anı, tüm yorgunluğa değiyor.

Uygulama soruları çözerken hissettiğim o saf mutluluk, beni lisans yıllarımın en keyifli anlarına götüren bir nostalji yaşattı. Faydalı olduğumu, birilerine bir şeyler öğretebildiğimi ve bu süreçte kendimin de öğrendiğini hissettikçe, katlandığım tüm zorluklar daha çekilebilir geliyor.

İşte insan etkileşiminin bu sihirli yanı, bir tarafta size enerji ve anlam verirken, diğer tarafta en büyük yorgunluğunuzun sebebi olabiliyor. Bu ikilemi bugün çok net hissettim. Doğru insanlarla kurulan bağlar sizi yükseltirken, yanlış dinamikler tüm enerjinizi tüketebiliyor.

İşin Değil, İnsanın Yorgunluğu

Hayatta yorulduğum, bıktığım anlarda sık sık "Neden her şey benim sorumluluğumda?" veya "Tüm bunlarla uğraştığıma değer mi?" diye sorguladığım oluyor. Ancak zamanla anlıyorum ki zorlukların en büyük sebebi genellikle işin kendisi değil, insanlardır. "İnsanı iş değil, insan yorar" düşüncesine her geçen gün daha fazla inanıyorum.

Kafamda o kadar çok his ve düşünce birikmiş halde ki hangisini filtrelesem, hangisini aktarsam şaşırıyorum. Mutluluğumu paylaşırken endişelerim ve kaygılarım da su yüzüne çıkıyor. İnsan gerçekten de hem mutluluğu hem de mutsuzluğu aynı anda yaşayabilen karmaşık bir varlık.

Hayatım boyunca mutluluğu, hedeflere ulaşmaya endeksledim. Bu hedeflerin cazibesine kapılırken çoğu zaman elimdekilerin kıymetini bilemedim ve "an"dan uzaklaştım. Mutluluğu dışarıdaki başarılara bağlamak, içimizdeki o sessiz tatmini göz ardı etmemize neden oluyor.

Dengeye Dair Birkaç Not

Eğer benim yürüdüğüm yolda ilerlerken kendinizi mutlu ama yalnız hissederseniz, unutmayın ki beni de düştüğümde kaldıran arkadaşlarım ve ailem var. Sanırım ben, mutsuzluğumu gizlemekte ne kadar iyiysem, mutluluğumu onlara yansıtmakta o kadar iyi değilim. Hayatta bembeyaz veya simsiyah olmak zorunda değiliz. Belki de anahtar, koyu tonlara kaymadan, nötr bir gride kalabilmek, yani dengeli olmaktır.

Eğer yaşça benden büyükseniz ve buraya kadar okuduysanız, muhtemelen tanıdık düşüncelerle karşılaştınız. Eğer daha gençseniz, biliyorum, içinde biraz kaos barındıran bir yazı okudunuz. Ama bugünün bana yeniden hatırlattığı dersler var: Dengeyi korumak, hedeflere kapılıp anı kaçırmamak ve en önemlisi, içimizi güvendiklerimize açmaktan çekinmemek.

Bu yeniden bulunan ilhamla, umarım bir sonraki yazı bu kadar uzun sürmez. Bir sonraki yazıya kadar hoşça kalın, sağlıcakla kalın.