27 Eylül'de 27 Olmak: Bir Yılın Muhasebesi ve Geleceğe Notlar

Herkese uzun, gerçekten de uzun bir sessizliğin ardından yeniden merhaba. Biliyorum, her yazımda arayı bu kadar açmayacağıma dair sözler verip sonra bu sözleri bir şekilde tutamıyorum. Bu defa belirli bir bahanem yok ama belki de bu satırlar, sonunda kırmaya çalıştığım bir çekingenliğin ilk adımlarıdır. Yazmaya olan tutkumu, bu blogu takip ettiğinize göre az çok tahmin ediyorsunuzdur.

Kalemimden Dökülenler: Üç Yeni Dünya

Şu sıralar tüm odağımı verdiğim bir proje var: üç farklı kitap yazıyorum. İkisinin ana hatları tamamlanmış olsa da içime sinmesi için daha çok çalışmaları gerektiğini biliyorum. Üçüncüsü ise hala yazım aşamasında. Henüz bu hikayeleri sizlerle paylaşmaya cesaretim olmasa da küçük sırlar verebilirim. Kitaplardan biri, kendi güç sistemini ve kurallarını oluşturduğum fantastik bir dünyada geçiyor ve bu, uzun zamandır kurduğum bir hayalin gerçekleşmesi demek. Elbette benim kalemimden çıkan bir hikaye, paralel evrenlere dokunmadan olmazdı. Diğer iki kitabım ise "Ahd Evreni" adını verdiğim aynı kökene bağlı karakterlerin hayatlarından kesitler sunuyor. Bu sayede farklı hikayelerdeki karakterler arasında göndermeler ve etkileşimler bulabileceksiniz.

Bugünlerde, 27 yaşıma girerken kendimi bir "web-novel" yazarı olarak bulmak beni bile şaşırtıyor ama itiraf etmeliyim ki bu süreçten inanılmaz keyif alıyorum. Yazdıklarımı herkesle paylaşmak şimdilik büyük bir cesaret istiyor, bu yüzden onları yalnızca benimle alay etmeyeceğinden emin olduğum insanlara açıyorum. Anlayışınız için şimdiden teşekkür ederim. Farkındayım, bu doğum günü yazısı beklenmedik bir şekilde kitap tanıtımına dönüştü.

Özel Bir Gün: 27'sinde 27

Bu satırları yazarken aslında 26 yaşımın son günündeyim ve bu gece yarısı 27 olacağım. "Bunda ne var ki?" diyenleriniz olabilir. Ancak bu sıradan bir gün değil; 27 Eylül'de 27 yaşına bastığım o eşsiz an. Her doğum günü özeldir ama bu, kendi blogumda kutladığım ilk doğum günüm. Normalde her yıl bu zamanlar kendime mektuplar yazar, tavsiyeler verirdim. Bu sene ise o mektubu sadece kendime değil, sizlere de yazmak istedim.

Geride bıraktığım yıl benim için gerçekten zorluydu. Hevesimi kaybettiğim, pes etmeye yaklaştığım, hatta istifa dilektçemi masanın üzerine koyduğum anlar oldu. Fakat aynı zamanda birçok zorluğu aştığım ve hayatımın dönüm noktalarından birine ulaştığım bir seneydi. Yıllardır uzayan yüksek lisans serüvenim, iş hayatına atıldıktan sonra nihayet 14 Şubat'ta sona erdi. Bu tarih, başkaları için Sevgiler Günü olabilir ama benim aklımda her zaman "akademik özgürlük günüm" olarak kalacak.

Sonrasında ise hayatımın en büyük mücadelelerinden birini "beyin sisi" ile verdim. Henüz tam olarak atlatamasam da aldığım vitamin ve mineral takviyeleri sayesinde sevdiğim şeylere yeniden odaklanabiliyorum. Bu eylül ayıyla birlikte hayatımda yeni bir sayfa açıldı: doktoraya kaydoldum ve yakında derslere başlıyorum. Çevreden gelen endişe dolu yorumlara rağmen, yeniden öğrenci olmayı, ders çalışmayı ve üretmeyi ne kadar özlediğimi fark ettim. Hayatta beni en çok mutlu eden iki şey var: öğrenmek ve bildiklerimi paylaşmak. Sanırım yazmayı da bu yüzden bu kadar çok seviyorum.

Gelecekteki Bana Notlar

Ve sen, gelecekteki Ahd... Bu yazıyı bir gün dönüp okuduğunda, bil ki bu satırlar sadece sana değil, internetin bir köşesindeki birçok insana da yazıldı. Sana verebileceğim çok tavsiye var ama biliyorum ki sen, yani ben, eminim ki bugünkü benden çok daha iyi bir durumdasındır. Eğer değilsen bile, olmak için çabalıyorsundur. Bazen düştüğümüzde kalkacak gücü ve desteği çevremizden ve sevdiklerimizden bulduğumuzu unutma. Hatalar yaptığımızı ve suçluluk duyduğumuz anlar olduğunu biliyorum. Telafisi mümkünse çabalamalı, değilse ders çıkarıp önümüze bakmalıyız.

Artık son kitapta yazdığımız o karakter gibi sürekli iç monologlar kuran, her şeyi analiz eden ve "yeni bir ben" projesiyle yaşayan o delikanlı değilsin. Sen, oturmuş bir kişiliğin ince ayarlarını yapan, kendini revize eden bir adamsın. Bu yüzden her şeyi en baştan düzeltme hayallerini artık kitaplarına sakla. "10 yıl öncesine dönsem neler yapardım?" gibi boş fantezileri bırak. Belki de şu hayal seni daha mutlu eder: "10 yıl sonraki ben, bugünkü halime baktığında benimle nasıl gurur duyar?"

İşte bu soruya odaklan. Ben geriye baktığımda, zamanında kendime kızdığım anlarda bile gurur duyulacak şeyler bulmaya başladım. Sen benden daha iyi olacağına göre, daha dikkatli bak ve ilerle. Önümüzdeki dört yıl boyunca bizi temsil edecek ilk yaş sen olduğun için sana iyi şanslar diliyorum.

Ve Sizlere...

Tamam, bu kadar "şizofrenik" konuşma yeterli, değil mi? Kendi kendine tavsiyeler veren bu adamın yazısını buraya kadar okuduysanız, muhtemelen siz de pek "normal" sayılmazsınız. Zaten benim, normal ve sıradan olma takıntısı olan insanlarla etkileşimim her zaman minimum seviyededir.

Bu yazının sonuna gelirken biraz utansam da eğer bugün 27 Eylül ise, "Dünya AHD Gününüz" kutlu olsun! Eğer bu yazıyı başka bir tarihte okuyorsanız, buraya kadar eşlik ettiğiniz için çok teşekkür ederim.

Kendinize iyi bakın, yakın zamanda görüşmek üzere. Hoşça kalın.