Selam dostlar.

Bu sefer biraz geciktim ama bu yazı, normalde kendime yazdığım yazılardan biri. Her sene yaptığım iç muhakeme, yeni sene konuşmam diyelim… ve başlayalım.

Saniyeler geçti, dakikalara dönüştü; onlar saat oldu. “Geçmez” dediklerim günlere, aylara döndü ve bir şekilde bu sene de bitti. Hayatımda kendimle en çok mücadele ettiğim yıl sendin. Belki de ilk defa, “Her şeyi tek başıma yaparım” derken destek aradım. Beklerken buldum.

Aklıma güvenim tamdı ama bu sene kendimden de şüphe ettiğim anlar oldu. “Hayatta neyi başarabilirim?” diye sorarken, bazen “Buraya kadar nasıl gelmişim?” dediğim anlar yaşadım. Yoruldum, çabaladım, başardım; başarısız oldum, yeniden denedim, yeni yollara çıktım. Önümdeki gelecekten hem korkuyorum hem de kendime inanmak zorundayım.

“Kendi başıma düşsem ne olur?” diye düşünüyorum ama omuzlarımdaki sorumlulukların yüküyle ayakta kalmakta zorlandığım zamanlar oluyor.

Hayatımda gerçekten keyif aldığım iki şey var: yazdıklarım ve okuduklarım. Severek yaptıklarımı yapabiliyorum ama sevmediklerimi yapmak her geçen gün daha zor geliyor. Yoruluyorum. Zorlanıyorum. Pes etmek için erken, ama her şeye inat etmek için de artık geç. Hayatımın ve sağlığımın farkına ilk defa bu kadar net vardım. İlk kez kendimi bazı şeyler için “geç kalmış” gibi hissettim.
Ama biliyorum ki şu an tam olarak şuradayım: “Çok erken” demek için geç, “çok geç” demek için ise erken bir yerde.

(İkilemlerim ve kararsızlıklarım dilime de yansıyor. Resmen edebiyat yapar gibi yazıyorum. Bir yanım “Sus, kimse sesini duymasın” diyor; diğer yanım ise “Yaz, okuyanlar duysun” diye bastırıyor. Ben de hangisinin kazanacağına karar vermek yerine, bazen ikisine de izin veriyorum.)

Buraya kendime bir not düşmek istiyorum:

Geçmez dediğin zamanlar geçti. Gitmez dediğin şeyler gitti. Mevsimler değişti, insanlar değişti, olaylar değişti. Ama özünde aynı kaldık. Her zorluk geçer; sadece sonucu değil, süreci de unutma.

Ahd… artık kimsin?

Eski ben seni tam anlayamıyorum. Özün benden, kanın canın benden ama sen eski ben değilsin. Ben de yeni sen olmayacağım. Belki de bu; yitip gitmenin hüznüyle, geleceği sana umutla devretmenin sevinci arasında bir yerde duruyordur.

Umarım hayat sana benden daha güzel davranır. Dün hissettiklerimle bugün aynı değilse, yarın senin hissettiklerin de bugünden farklı olacak. Ama bu yazıya dönüp baktığında, bu hâlimin neler yaşadığını hisset istedim.

Herkes sana “bencil olma” dedi. Sen de olmamaya çalıştın.
Ama ben sana şunu söyleyeceğim: Bazı konularda bencil ol.
Herkes bunu demez. Kıymetini bil.

Öğren. Öğret. Araştır. Değiş. Değiştir.
Etken de ol, edilgen de,  ne olduğun değil, neden yaptığın önemli. Kalbine doğru geleni yapmaya çalış.

Her ne kadar aynı kişi olmayacak olsak da, aynı özden geliyoruz. Bugünün Ahd’inin sözlerini yabana atma.

Yeni senende sana huzur ve mutluluk diliyorum. Kendin için gülmeyi unutma.
Zorlansan da yanındayım. Belki önünde değil, belki arkanda… ama buradayım.

Bu kendi kendimle yaptığım tuhaf konuşmayı dinleyen dostlarıma da en içten iyi niyetlerimi bırakıyorum.

Hoşça kalın.
Mutlu kalın.