Herkese selamlar.

Alışılmış girişlerden biraz uzaklaşalım, değil mi? Sürekli aynı cümlelerle başlamak insanı yoruyor. Bugün, biri gece, diğeri gündüz olmak üzere iki yazı kaleme aldım ama aralarında büyük ihtimalle zaman farkı olacak. Çünkü bir döngünün içindeyim. Ne devam edebiliyorum, ne de bu döngüyü kıracak gücü bulabiliyorum.

Buna sessiz bir izolasyon döngüsü diyorum. Kalabalığın içinde derin bir yalnızlık hissediyorum. Sanki bu dünyada kimse beni duymuyor, anlamıyor ya da anlamak istemiyor. Sevildiğimi de pek hissetmiyorum. Bu yüzden herkesten uzaklaşmak, yalnız kalmak istiyorum. Sonra yalnızlığın içinde boğulmamak için bir şeyler izliyorum, okuyorum. Konuşmak istemediğim, görünmek istemediğim zamanlarda kendimi iyice soyutluyorum.

Ama en çok da şu eksikliği hissediyorum:
Artık eskisi gibi samimi diyaloglar kuramıyorum. Birine içimi dökmek, karşılıklı gülmek, sessizce anlaşmak, rahatça dertleşmek? Hepsi zor geliyor artık. Eskiden insanları tanımak, onların hikâyelerini dinlemek beni mutlu ederdi; şimdi ise tanımaktan bile korkuyorum. İnsanlarla konuşurken kendimi uzak hissediyorum. Duygularımı açık etmekten çekiniyorum. Çoğu zaman içim parçalanırken bile ?iyiyim? demeyi seçiyorum; çünkü insanlar genellikle ?sorunun yokmuş gibi davranmanı? bekliyor. Ben de öyle yapıyorum, ayıp olmasın diye. Ama içten içe kırılıyorum, susuyorum, içime gömülüyorum.

Ve sonra?
Sevemiyorum. Güvenemiyorum. Anlamıyorum.
Bazen karşımdaki insanı değil, kendimi bile? Bu yüzden ilişkilerim yüzeyselleşiyor. Ne kadar konuşursam konuşayım, içimdeki yalnızlık geçmiyor. Çünkü hiç kimse gerçekten ?orada? gibi hissettirmiyor. Ve zamanla, ben de ?orada? olmaktan vazgeçiyorum.

Sonra? Anlaşılma isteği sarıyor içimi. Yalnızlıktan yoruluyorum. Hayat anlamsız geliyor. Bir şeye tutunmak, sevilmek istiyorum. Sevilmek derken? aşktan bahsetmiyorum. Sadece birinin gözünde değerli hissetmek. Varlığımı hissettirebilmek. ?İyi ki varsın? gibi basit ama gerçek bir cümleyle hatırlanmak. Birinin iç sesi olmak istiyorum bazen? Ama olmuyor. Bu yüzden izlediklerimle, okuduklarımla bağ kuruyor; kendi hayallerime, hikâyelerime dalıyorum.

Ama işte o hayallere daldığımda da, başımda öyle bir ağrı başlıyor ki? Sessizce geliyor. Kopuyorum, uzaklaşıyorum gerçeklikten ve ardından gelen o dayanılmaz baş ağrısıyla dua ederken buluyorum kendimi. Gerçekten bitsin istiyorum o an. Geçsin, dinsin, biraz soluk alayım?

Sonra yine dışarı çıkıyorum. Görmek, yeniden denemek istiyorum. Belki biriyle karşılaşırım, belki biri içimi anlar diye? Ama döngü yine başlıyor. Kalabalıkta yeniden yalnız hissediyorum.

Bir yanım bu dünyayı anlamak ve anlaşılmak istiyor; diğer yanım hayaller arasında kaybolup mutlu olmak? Fakat yalnızlığın getirdiği yorgunlukla her şey giderek daha anlamsız, daha döngüsel hâle geliyor.

Gerçekten bir yere ait olmak ne demek? Gerçekten değer vermek nasıl bir his? ?İyi ki buradayım? diyebilmek? Bunları hep sorguluyorum. Belki karamsar görünüyordur bu satırlar ama aslında sadece sorguluyorum. Bu döngüden çıkmanın yollarını arıyorum. Belki de kendi beklentilerimle inşa ettiğim bir mutsuzluk hapishanesindeyim. Ama ne onu yıkacak gücü bulabiliyorum, ne de olanı merak etmekten vazgeçebiliyorum.

Biliyorum, yalnız değilim. Birçok insan da benimle aynı duyguları yaşıyordur. Belki de artık bazı beklentilerinin gerçekleşmeyeceğini öğrenen insanlar böyle yaşıyor, kendini devam etmeye zorluyordur. Eğer bir gün siz de benim gibi böyle bir döngünün başına gelirseniz, çok içine saplanmadan, kendinizle ilgilenmeye çalışın. Çünkü bu hâl uzadıkça içinden çıkmak daha da zorlaşıyor.

Her zaman akıl vermek için yazmıyorum. Bu yazdıklarım, içimdeki duyguların, yaşadığım hâlin bir dışavurumu. Benim için bile oldukça cesur bir hareket bu? Belki de bir nevi yumuşak karnımı göstermek. Tabii, böyle korkular için bir düşman gerekir. Ve ben fark ettim ki; en büyük düşmanım da, en büyük dostum da kendimim. Çünkü yaşanan çoğu şeyin sebebi biziz. Öyleydi, öyle oluyor, öyle de olacak.

Ama bir gün? Bu yazıyı yeniden okurken ?Zordu ama bunu da aşacak gücü bulmuşum? diyebilmeyi çok isterim.

Bu yazı karamsar değil, sitemkâr da değil. Sadece içimden geçenleri samimi bir şekilde yazdım. Sizleri daha güzel ruh hâllerinde, daha mutlu günlerde, daha umut dolu yazılarda yeniden görmek dileğiyle?

Görüşmek üzere.