İyi ve Kötünün Gölgesinde: İnsan Olmak

Herkese selamlar, nasılsınız? Her şey yolundadır umarım. Bu yazıya geldiğinize göre "Ahd bu sefer ne yazmış acaba?" diye merak eden kitledensiniz. Eğer beni daha önce okuduysanız, giriş kısmının eksikliğine biraz şaşırmış olabilirsiniz. Bu kez gerçekten bir giriş bahanesine ihtiyaç duymadım.

Bir süredir yoğun bir koşuşturma içindeyim. Öğrenmeye, üretmeye devam ediyorum ama düzenli içerik üretmek için motivasyonum eskisi kadar yüksek değil. Yine de yazdığım hikâyeler beni yazar kimliğime bağlı tutuyor. Beni tanıyanların çoğu "Bu adam matematikçi değil miydi?" diye düşünebilir ama bu soru bile başlı başına bir ön yargı. Bir matematikçinin yazı yazması ne kadar garipse, bir edebiyatçının yazarlığı sahiplenmesi de o kadar doğal bence. Bu cümleleri belki biraz sitemli yazıyorum çünkü bazen en yakın çevremden bile "Sen de kendini yazar mı sanıyorsun?" gibi alaycı sözler işitiyorum.

Aslında bu yazıyı yazma fikri, uyumamak için bahane ararken aklıma geldi. Fantastik bir evrende geçen ama özünde felsefi bir derinlik barındıran hikâyemdeki bazı düşünceler, burada da anlatılmak istedi. Ve ben de bu sesi dinledim. Yazımı iki ana noktaya odaklayarak bitirmeyi planlıyorum.

İyilik - Kötülük Dengesi

Pek çok hikâye, mükemmel bir ana karakter ve kusursuz birkaç yardımcı karakterle başlar. Kötü karakterler ise genellikle tek boyutludur: sırf kötülük yapmak için var olan, yenileceği baştan belli figürler. Elbette bu her hikâye için geçerli değil ama bu tarz kurgular bana fazla idealist geliyor.

"İyi insan" kavramı bana hep çelişkili gelmiştir. Çünkü insan dediğimiz varlık, dengesiz, karmaşık ve kaotik bir yapıya sahip. Dengeyi sağlamak bile başlı başına bir mücadele. Kendime "iyi bir insanım" dediğim zamanlarda bile içimdeki karanlıkla yüzleştiğimi, onu bastırmak için çabaladığımı çok iyi biliyorum. Bu beni bir canavar yapmıyor ama iyi ve kötü yanlarımın varlığını inkâr da etmiyorum.

Dışarıya çoğunlukla en iyi halimizi gösteriyoruz. Bu da gerçeğin yalnızca bir kısmı. Kararlarımız, karmaşık bir iç dünyanın ürünü. Kötülüğü seçmek için çok güçlü sebepleriniz olabilir ama hiçbir gerekçe kötülüğü haklı çıkarmaz.

İntikam mesela... Belki en anlaşılır kötülük sebebidir ama intikam sizi, nefret ettiğiniz kişiye dönüştürme potansiyeline sahiptir. Nefretin biçimlendirdiği bir insana dönüşmek, aslında kaybetmektir.

Aynı şekilde "Sana değmeyecek insanlara iyilik yapma, kibar olma" düşüncesine de katılmıyorum. Yardım etmek zorunda değilsiniz ama bu, kötü davranma hakkı vermez. Ben bazen sırf karakterim başkalarından farklı olsun diye iyilik yaptım. "İyilik yap denize at, balık bilmezse Halik bilir." sözü beni hep etkilemiştir. İyiliği karşılık beklemeden yapabilmek, bence asıl fark yaratan şeydir.

Bilgelik Üzerine

Birçok insan başarıyı bilgelikle karıştırıyor. Bana göre bilgelik, kazanmakla değil; kaybettiğinde bile vazgeçemediğin değerlerle ölçülür. Bir insanın sürekli kazanması onu bilge yapmaz, sadece tecrübeli kılar. Aynı şekilde sürekli başarısız olan birini de cahil ya da aptal olarak etiketlemek büyük bir yanılgıdır.

Yaş almak ya da deneyim kazanmak, bilge olmayı garanti etmez. Birini "bilge" ilan edecekseniz, yaşına değil, düşüncelerine kulak verin. Bilgelik, unvanla değil, değerleri koruyabilme gücüyle gelir.

Son Söz

Gerçek hayatta kitap karakterleri gibi saf iyi ya da saf kötü insanlar yoktur. İnsan doğası kaotiktir. Karşınızdakini anlamaya çalışırken bu gerçeği unutmamak gerekir. İnsanları yaşına veya tecrübesine göre yüceltmeyin; söylediklerini, düşüncelerini dinleyin.

Bugün yazdıklarım biraz kişisel ama bir o kadar da içten. İyilik, kötülük ve bilgelik kavramları üzerine düşündüğümde, hayatın ne kadar gri tonlara sahip olduğunu bir kez daha fark ediyorum.

Bir sonraki yazıya kadar kendinize iyi bakın. Hoşça kalın.