Herkese tekrardan merhaba! Bu sefer beklendiğimden biraz daha geç yazabildim, daha doğrusu tahminimden daha çok oyalandım. Eğer neden geciktiğimi merak ediyorsanız iki bahanem var: Birincisi şehirler arası git-gel yapmam, ikincisi de yazacak modu bulamamamdı.
Yazılarımı okuyorsanız genel konseptin, yazmaya başladığımda içimi dökmem olduğunu anlamışsınızdır. Sohbet etmeye çalışıyorum, fakat daha önceki yazılarımdan bir eksiklik dikkatimden kaçmadı; hiç kimse benimle yorumlarda sohbet etmiyor ve bu beni üzüyor. Şakası bir yana, daha önceki yazılarımda sohbet etme için bir açık kapı bırakmamıştım, ama bu yazıda belki bırakırım.
Bugün aşırı akışında gitmeyeceğim, az çok ne anlatacağımı planladım çünkü yazmayı gerçekten istedim. Son yazılardan bile anlayacağınız üzere kendi kendime bir sosyal izolasyon uyguluyorum; içimi açıp insanlarla buluşmaktan uzak duruyorum. Ama içinde tuttukça da depresifleşiyorsun, ben de eski yöntemim olan yazmaya ve ekrandan sadece dinleyenlere seslenmeye devam ediyorum. Açıkçası, sıkıyor muyum kaygım olmayıp yüz ifadelerinizi göremeyince çok daha huzurlu oluyorum.
Gelelim ana konumuza: Bugün yazım yağmurdan çok etkilendi. "Aslında ne alaka yağmur?" derseniz... Küçüklüğümden beri kapalı ve yağmurlu havaları pek sevmem, bana garip bir kasvet verir. Bugün de böyle bir gündü ve ben camdan az bir süre bakarken nedense küçük AHD neden yağmurlu havaları sevmezdi diye sorguladım. Cevap olarak kötü zamanlarımın başlangıç günü geldi...
Hadi bir küçüklük anımı anlatayım size de anlamanız için. Ben 2. sınıfın sonuna geldiğimde taşınmıştık ve okulumla evim küçük ben için uzaktı, bu sebeple okul değiştirmiştim. Geçtiğim yeni okulda berbat geçecek üç sene travmalarımdan haberim yoktu, ama bir heyecanla yeni okula gittim. O gün hava çok kapalı ve şiddetli yağmurluydu. Okuldan çıktım ve evime dönmeye çalıştım. Ya küçük olduğuma ya da yön duygumun anormal çalıştığına, evimden çok alakasız bir yönde ilerledim, o kadar ilerledim ki kayboldum.
Islandım, üşüdüm, "Neden başıma bunlar geliyor?" diye sorgulamaya başladım. Hala da değişmedim, ama kimseye yol sormak, evime dönmeyi çözmek istemedim. En son dayanamayıp bir bakkala gittim, alışveriş yaparsam sorabilirim diye düşünerek tabii ki. Bir şey alıp "Ailemi arayabilir misiniz?" diye rica ettim ve rahmetli anneanemi aradım. Babam geldi beni aldı ve anneaneme götürdü, onlar da dönmeyince endişelenmişti. Biraz azar yiyip üstümü falan aceleyle değiştirmiştik.
Sonrasında ne oldu derseniz, yağmurlarda o günü kötü anı olarak hatırladım; kaybolmamı falan yani. Ama psikolojik olarak buna başka şeyler de atadım ve daha da kötü oldu. Hiçbir yağmurlu günle alakalı güzel anım da yoktur bu arada. Bunu dedim ama daha önceleri yağmur yağıp güneş açınca oluşan gökkuşağını ve o ferahlatıcı anları severdim; sonraları bunlara farklı anlamlar atfedilince değişti tabii.
"AHD bir kere kaybolmuş, yağmurdan soğumuş" diye düşünüyorsunuz belki, ama herkese her şeyin etkisi farklı olabilir, değil mi? Sizleri de rahatsız eden anlar, zamanlar var mı merak ettim doğrusu. Bakalım neler anlatacaksınız, anlatırsanız.
Kötü espriler yapma huyumu bilenler bilir, kendimi yine tutmayacağım sanırım. "Havadan sudan muhabbet yapayım" derken gerçekten yağmurla ve kapalı havayla, havadan sudan da konuştum. Bu kötü mizahım için özür dilerim.
Hadi her şeyi bir kenara atalım, başka bir şey konuşalım. Karşımda sohbet eden olmayınca son bir konu açmak da zormuş ha! Biraz durakladım ve şu an cevabını aradığım sorulardan birini sorup düşüncelerimden bahsedip bu yazıyı noktalamaya karar verdim.
Hayallerinizi kovalamak ve onu yakaladığınızda, aslında ne kadar kısıtlı vizyona sahip olduğunuzdan kötü yanlarını göremediğiniz, ama pes etmeye korkup hala devam ettiğinizde ne hissediyorsunuz? Sizce risk almak mantıklı mı, yoksa sadece zaman kaybı mı? "Gereksiz inat insanın ömründen yiyor" diyebilirim, ama yeni hayalin de eskisinden kötü bir sonuç doğurmayacağı belirsizliğinin korkusu fena oluyor.
Elindekinden vazgeçemeyip yeni ihtimalden korkmak ve sonunda "devam mı, pes mi" arasında gidip gelmek yorucu. Ama amaçsız kalmak daha kötü gibi. Eğer olur da bu tarz bir durumdan çıkamazsanız gerçeklikten uzaklaşmanızı tavsiye ederim, çünkü düşünüp durmak ve o ikilemlerde kalmak sizi mahvediyor. Doğru zamanı bekleyip fırsat gelene kadar beklemek en güvenlisi, ama olur da tercih anı gelirse sizi o an mutlu edecek olanı yapın. "Mutsuz olur muydum?" diye pişman olmaktansa, "Hata yaptım" demek daha iyi bence.
Her neyse, bugünün özeti: Biraz anılarımdan, biraz da karamsarlıklardan bahsedildi ve sohbet ettik. Bir sonraki yazımızda güzel bir havada olup daha motive konuşmalar dileğiyle, hoşça kalın, görüşürüz.
Yorumlar
0Sohbete katılın
Yorum yapmak için lütfen giriş yapın veya kayıt olun.