Selamlar, nasılsınız? Bu ayki görüşmemizi bekliyordunuz değil mi?
Ciddi olmak gerekirse, belki benden başka kimse her ay ne yazacağımı umursamıyor ama ben yine de hayal dünyamda sizi heyecanla bekliyormuş gibi düşünmeyi seviyorum.
Aslında bu ay boyunca pek çok şey yazdım. Aklımdan türlü türlü fikirler geçti, yine yapay zekâyla röportajlar, sohbetler yaptım ama hiçbiri tam olarak içime sinmedi. Açıkçası hayatım istekler konusunda iyice çelişkili bir hâl aldı. Her şeye inanılmaz üşeniyorum ama bir şeyi yapacaksam da en iyisi olsun istiyorum — tabii en zor ve karmaşık yoluyla.
Size somut bir örnek vereyim. Biliyorsunuz, imza listesi taşımamak ve kimsenin başkası yerine imza atmaması için QR kodlu, iki aşamalı bir yoklama sitesi açmıştım. Dışarıdan bakınca harika bir sistem. Ama gelin görün ki, her ders öncesi o QR kodları kesmeye o kadar üşeniyorum ki, arabada duran makasla son dakika yamuk yumuk keserken buluyorum kendimi.
Sonra dedim ki, "Ahd, bu böyle olmaz. Sticker alıp basayım da bu kesme derdinden kurtulayım." Gittim sticker aldım. Fakat bir baktım ki format benim kodladığım sisteme uymuyor. Mantıklı bir insan ne yapar? Gider sisteme uygun sticker alır ya da sessizce makasla kesmeye devam eder. Ben ne yaptım? Kesmeye üşendiğim için oturup, sisteme sticker’a özel yeni bir özellik kodladım.
Düşününce gerçekten komik: Basit bir fiziksel eylemden, o makası kullanmaktan kaçmak için bulduğum çözüm, sorunu usulca halletmekten çok daha fazla zihinsel mesai ve karmaşa çıkarıyor. İşte üşengeçliğin mimarisi tam olarak böyle inşa ediliyor.
Bu yazıyı yazarken de tam olarak aynı durumdayım aslında. Bir yanım "Güzel bir yere bağla ve bitir" diyor, diğer yanım size daha iyi bir şey anlatabilmek için çırpınıyor. Hem çok hevesliyim hem de inanılmaz hevessizim.
İnsanlar bazen bana "çok karamsarsın" bazen de "fazla neşelisin" diyor. Ama sanki kimse dengede olduğum o hâlleri görmüyor. Bazen kendime soruyorum: Acaba dünyanın hâli mi beni bu kadar dengesiz yapıyor, yoksa benim dengesizliğim mi dünyayı böyle algılamama sebep oluyor?
Bilmek istediğim çok şey var ama içimde bir ses de sürekli şunu söylüyor: "Bilip ne yapacaksın Ahd? Öğrendiğinden sorumlusun, bilmediğinden değil."
Bilmesem, anlamadan yaşadığım için mutsuz oluyorum; bilsem, bu kez de bedelini ödemek zorunda kalacağım için. Belki de asıl sorun mutlu olup olmamak değil; mutluluğu net bir sebebe bağlamaya çalışmak.
Konudan konuya atlamış gibi olmayayım ama sizlere şunu sormak istiyorum: Gerçekten, hayatta hiç çelişmeden isteyebildiğiniz bir şey var mı?
Ben, elde edersem ardından pişmanlık duyacağım şeyler çıkar mı korkusuyla, bir şeyi isteme konusunda bile ikilemde kalıyorum çoğu zaman.
Bu yazı biraz fazla terazi gibi oldu; kefeler var ama denge yok. Olsun. Bu da amacı olmayan, sadece yazmak için yazdığım ama üşenmiş hâlimle yarım bıraktığım bir eser olsun.
Bir sonraki yazının konusunu siz söyleyin; ben de üşenmezsem bir şeyler yazayım.
Bu yazıyı okurken kafanız biraz karıştıysa, belki de bu sizin ilk Ahd yazınızdır. Zamanla alışırsınız.
O zamana kadar mutlu kalın — mümkünse üşenmeden yaşayın. 😄
Hoşça kalın.
Yorumlar
0Sohbete katılın
Yorum yapmak için lütfen giriş yapın veya kayıt olun.